Medicana Zincirlikuyu: Büyükdere Cd. No:165

/Sıkça Sorulan Sorular

Glokom Cerrahisi ve Modern Tedavi Yöntemleri

Glokom cerrahisi nedir ve hangi durumlarda gereklidir?

Glokom cerrahisi, göz içi basıncını düşürerek görme sinirini korumayı ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmayı amaçlayan cerrahi tedavileri kapsar.

Göz tansiyonunun ilaçlarla yeterince kontrol edilemediği, ilaçların yan etkileri nedeniyle kullanılamadığı veya düzenli ilaç kullanımının mümkün olmadığı durumlarda glokom cerrahisi gündeme gelebilir. Cerrahi tedaviler, göz içi sıvısının dışa akımını artırarak veya bazı lazer yöntemlerinde sıvı üretimini azaltarak göz tansiyonunu kontrol altına almayı hedefler.

Glokom cerrahileri, göz içi basıncını düşürmek amacıyla uygulanan farklı cerrahi ve lazer yöntemlerini kapsar. Bu yöntemler genel olarak geleneksel glokom cerrahileri ve mikroinvazif glokom cerrahileri — MİGS olmak üzere iki ana grupta değerlendirilebilir.

Uygulanacak cerrahi seçenek; glokomun tipi, hastalığın evresi, hedef göz içi basıncı, hastanın göz yapısı ve daha önce uygulanan tedavilere göre kişiye özel olarak belirlenir.

Geleneksel glokom cerrahileri

Geleneksel glokom cerrahileri, genellikle daha ileri evre glokomlarda veya ilaç ve lazer tedavileriyle yeterli göz içi basıncı kontrolü sağlanamayan hastalarda tercih edilen yöntemlerdir.

Trabekülektomi cerrahisinde, göz içindeki sıvının konjonktiva adı verilen göz yüzeyini örten dokunun altına kontrollü şekilde geçmesini sağlayan yeni bir drenaj yolu oluşturulur. Bu yolla göz içi basıncının düşürülmesi ve görme sinirindeki hasarın ilerlemesinin yavaşlatılması hedeflenir.

Seton cerrahisi veya glokom drenaj implantı uygulamasında ise gözün dış kısmına özel bir implant yerleştirilir. Bu implanta bağlı ince bir tüp aracılığıyla göz içi sıvısının kontrollü şekilde göz dışına yönlendirilmesi sağlanır. Bu yöntem özellikle dirençli, daha önce ameliyat geçirmiş veya komplike glokom olgularında gündeme gelebilir.

Transskleral diyot lazer ise göz içi sıvısının üretimini azaltmayı hedefleyen bir lazer yöntemidir. Göz dışından uygulanan lazer enerjisiyle, göz sıvısını üreten dokuların aktivitesinin azaltılması amaçlanır. Seçilmiş hastalarda cerrahiye alternatif veya destekleyici bir tedavi olarak değerlendirilebilir.

Mikroinvazif glokom cerrahileri — MİGS

Mikroinvazif glokom cerrahileri, daha küçük kesilerle uygulanabilen ve göz içi sıvısının doğal çıkış yollarını desteklemeyi amaçlayan modern cerrahi yöntemlerdir. MİGS yöntemleri genellikle hafif ve orta evre glokomlarda, uygun seçilmiş hastalarda ve bazı durumlarda katarakt cerrahisiyle birlikte uygulanabilir.

Bu cerrahilerde amaç, göz içi sıvısının dışa akımını kolaylaştırarak göz içi basıncını düşürmek ve ilaç ihtiyacını azaltmaya yardımcı olmaktır. MİGS cerrahileri, geleneksel glokom cerrahilerine göre daha az invazif yöntemler olmakla birlikte, her hasta için uygun olmayabilir. Bu nedenle tedavi kararı ayrıntılı göz muayenesi ve kişiye özel değerlendirme sonrasında verilir.

Glokom cerrahisi öncesinde hastaların bilmesi gereken en önemli nokta, bu ameliyatların temel amacının görmeyi artırmak değil, göz içi basıncını düşürerek görme sinirindeki hasarın ilerlemesini yavaşlatmak veya durdurmak olduğudur. Glokoma bağlı oluşmuş görme siniri hasarı çoğu zaman geri döndürülemez.

Cerrahinin başarısı hastanın glokom tipi, hastalığın evresi, göz yapısı ve iyileşme yanıtına göre değişebilir. Bazı hastalarda hedeflenen göz içi basıncına ulaşılamayabilir veya zaman içinde ek tedaviler gerekebilir. Bu nedenle ikinci bir ameliyat, lazer uygulaması, ilaç tedavisi ya da ameliyat sonrası düzeltici küçük girişimler gündeme gelebilir. Düzenli takip, cerrahi başarının korunması açısından çok önemlidir.

Glokom cerrahilerinde olası riskler, uygulanan ameliyatın türüne ve hastanın göz yapısına göre değişir. Genel olarak klasik glokom cerrahilerinde komplikasyon riski, mikroinvazif glokom cerrahilerine göre daha yüksek olabilir.

Ameliyat sonrasında geçici görme bulanıklığı veya görme azalması, göz içi basıncının fazla düşmesi, göz içinde kanama, enfeksiyon, inflamasyon, göz arkasında ödem veya göz tansiyonunun yeniden yükselmesi gibi durumlar görülebilir. Bu sorunların bir kısmı geçici olabilir; ancak erken fark edilmesi ve uygun şekilde yönetilmesi için ameliyat sonrası düzenli takip çok önemlidir.

Glokom cerrahisi sonrası iyileşme süreci, yapılan ameliyatın türüne ve hastanın göz yapısına göre değişir. Özellikle klasik glokom cerrahilerinden sonra göz içi basıncının ve yara iyileşmesinin yakından izlenmesi için daha sık kontrol gerekebilir.

Ameliyat sonrasında hastaların genellikle birkaç hafta, bazı durumlarda ise 1-3 aya kadar damla kullanması gerekebilir. Bu dönemde geçici görme bulanıklığı veya görme azalması yaşanabilir. Düzenli kontrol, damlaların doğru kullanımı ve beklenmeyen şikâyetlerde hekime başvurulması iyileşme sürecinin güvenli ilerlemesi açısından önemlidir.

Minimal invaziv glokom cerrahisi, kısaca MİGS, klasik glokom ameliyatlarına göre daha küçük kesilerle uygulanan modern glokom cerrahilerini tanımlamak için kullanılan genel bir terimdir. Bu yöntemlerde amaç, göz içi sıvısının dışa akımını kolaylaştırarak göz içi basıncını düşürmektir.

MİGS cerrahileri, gözün “açı” olarak adlandırılan doğal sıvı çıkış bölgesine yönelik olarak uygulanabilir. Bu grupta göz içinden veya göz dışından yapılan küçük kesiler, drenaj yolunu genişletmeye yönelik işlemler, mikroimplantlar ve şant uygulamaları yer alabilir. Uygulanacak yöntem; glokomun tipi, hastalığın evresi, hedef göz içi basıncı ve hastanın göz yapısına göre belirlenir.

MİGS cerrahileri genellikle açık açılı glokom hastalarında tercih edilen yöntemlerdir. Açık açılı glokom; primer açık açılı glokom, psödoeksfoliyatif glokom ve pigmenter glokom gibi farklı alt gruplar halinde görülebilir.

Bu hastalıklarda göz içi sıvısının dışa akımında direnç artışı gelişir ve bu durum göz içi basıncının yükselmesine yol açabilir. MİGS yöntemleri, uygun hastalarda bu dışa akım direncini azaltmayı ve göz içi basıncının daha iyi kontrol edilmesine yardımcı olmayı hedefler. Ancak her glokom hastası MİGS için uygun olmayabilir; karar ayrıntılı göz muayenesi sonrası verilir.

MİGS cerrahilerinin en önemli avantajlarından biri, geleneksel glokom cerrahilerine göre daha küçük kesilerle uygulanabilmesidir. Bu nedenle uygun hastalarda iyileşme süreci daha konforlu olabilir ve ameliyat sonrası takip ihtiyacı klasik cerrahilere göre daha az yoğun seyredebilir.

Ayrıca bazı MİGS yöntemleri, gözün doğal drenaj yollarını desteklediği için seçilmiş hasta gruplarında etkili sonuçlar sağlayabilir. Örneğin GATT gibi açıya yönelik MİGS cerrahilerinde, özellikle psödoeksfoliyatif glokom gibi bazı açık açılı glokom tiplerinde başarılı sonuçlar bildirilmektedir. Bununla birlikte MİGS cerrahilerinin etkinliği hastanın glokom tipi, hastalığın evresi ve hedef göz içi basıncına göre değişiklik gösterebilir.

MİGS cerrahileri sonrasında iyileşme süreci, uygulanan yönteme ve hastanın göz yapısına göre değişmekle birlikte, genellikle klasik glokom cerrahilerine kıyasla daha kısa ve daha konforlu olabilir. Hastalar çoğu zaman günlük yaşamlarına daha erken dönebilir.

Ameliyat sonrası dönemde göz içi basıncının izlenmesi, damlaların düzenli kullanılması ve kontrol muayenelerinin aksatılmaması önemlidir. Bazı hastalarda ameliyat sonrası glokom damlalarının sayısı azaltılabilir veya ilaç ihtiyacı yeniden düzenlenebilir; ancak bu karar göz içi basıncı takibine göre hekim tarafından verilir.

Trabekülektomi gibi klasik glokom cerrahilerinde uzun dönem başarı oranları zamanla azalabilmekte ve beş yıllık takiplerde hasta grubuna göre değişkenlik gösterebilmektedir. MİGS olarak adlandırılan mikroinvazif glokom cerrahilerinde ise uygun seçilmiş hastalarda, özellikle kısa ve orta dönem takiplerde yüksek başarı oranları bildirilmiştir.

MİGS cerrahilerinin uzun dönem takipte en önemli sınırlılığı, göz içi basıncı düşürücü etkinin bazı hastalarda zamanla yetersiz kalabilmesi veya hedef basınç düzeyine ulaşılamamasıdır. Bu durumda hastalığın evresi, hedef göz içi basıncı ve hastanın klinik özellikleri yeniden değerlendirilerek trabekülektomi veya glokom drenaj implantı gibi daha klasik glokom cerrahilerine başvurulabilir.

Özellikle konjonktivayı koruyan ab interno MİGS yöntemlerinde, daha önce uygulanmış MİGS cerrahisinin ileride gerekebilecek klasik glokom cerrahilerinin başarısını genel olarak olumsuz etkilemesi beklenmez.

Çocukluk çağı glokomları en sık iki ana şekilde karşımıza çıkar: doğuştan gelen ve gözün gelişimsel yapısıyla ilişkili olan primer konjenital glokom ile çocukluk çağında katarakt cerrahisi sonrası gelişebilen afakik veya psödofakik glokom.

Primer konjenital glokom genellikle yaşamın ilk iki yılında belirti verirken, katarakt cerrahisi sonrası gelişen glokom aylar veya yıllar içinde ortaya çıkabilir ve düzenli takip gerektirir.

Bu hastalarda ilaç tedavisi bazı durumlarda göz içi basıncını kontrol etmeye yardımcı olsa da, özellikle tedaviye yeterli yanıt alınamayan olgularda cerrahi yöntemler gündeme gelir. Cerrahi seçenek; glokomun tipi, hastalığın şiddeti, çocuğun yaşı, kornea durumu ve daha önce geçirilmiş ameliyatlar göz önünde bulundurularak kişiye özel belirlenir.

Çocukluk çağı glokomlarında en tipik belirtiler arasında gözlerde aşırı sulanma, ışığa karşı hassasiyet ve göz kapaklarını sıkma yer alır. Bu bulgular özellikle bebeklik döneminde, göz içi basıncının artmasına bağlı olarak ortaya çıkabilir.

Bazı çocuklarda gözler normalden daha büyük görünebilir; kornea adı verilen saydam tabakada bulanıklık veya ödem gelişebilir. Bu nedenle gözde büyüme, ışık hassasiyeti, sürekli sulanma veya korneada matlaşma fark edildiğinde, çocuk glokomu açısından ayrıntılı göz muayenesi yapılması önemlidir.

Çocukluk çağı glokomunda tanı, ayrıntılı göz muayenesi ve göz içi basıncı ölçümü ile konulur. Küçük çocuklarda veya muayeneye yeterli uyum sağlanamayan şüpheli olgularda, daha kapsamlı değerlendirme için genel anestezi altında muayene gerekebilir.

Bu değerlendirmede göz tansiyonu ölçülür, kornea ve gözün boyutları incelenir, göz siniri ayrıntılı olarak değerlendirilir. Tanı kesinleşir ve cerrahi tedavi gerekli görülürse, uygun hastalarda aynı seansta ameliyat planlanabilir.

Primer konjenital glokomda temel tedavi yaklaşımı genellikle cerrahidir. Bu hastalarda göz içi basıncındaki artış çoğunlukla gözün sıvı çıkış açısındaki gelişimsel bozukluktan kaynaklandığı için, ilk cerrahi seçenekler sıklıkla açıya yönelik işlemlerden oluşur.

Tedavi sürecinde göz tansiyonunu geçici olarak kontrol altına almak amacıyla göz içi basıncını düşürücü damlalar kullanılabilir; ancak birçok olguda kalıcı basınç kontrolü için cerrahi müdahale gerekir. Gonyotomi, trabekülotomi ve son yıllarda mikroinvazif glokom cerrahileri arasında yer alan GATT cerrahisi, uygun primer konjenital glokom olgularında uygulanabilen cerrahi seçenekler arasındadır.

Katarakt cerrahisi sonrası gelişen afakik veya psödofakik glokomlarda ise tedavi yaklaşımı hastalığın şiddetine ve ilaç tedavisine verilen yanıta göre belirlenir. Medikal tedavi ile yeterli göz içi basıncı kontrolü sağlanamayan olgularda, mikropulse diyot lazer uygulaması ve glokom drenaj implantı yani tüp cerrahileri gündeme gelebilir.

Hangi cerrahinin uygulanacağı; çocuğun yaşı, göz yapısı, kornea durumu, daha önce geçirilmiş ameliyatlar ve hedef göz içi basıncı dikkate alınarak kişiye özel planlanır.

Çocukluk çağı glokomlarında tedavi sonrasında da ömür boyu düzenli takip gereklidir. Bu hastalarda göz içi basıncı zaman içinde yeniden yükselebilir ve görme siniri hasarı sessiz şekilde ilerleyebilir.

Göz küresinin normalden büyük olması, kornea adı verilen saydam tabakada incelme veya bulanıklık gelişmesi ve göz sinirinin basınca duyarlı olması nedeniyle düzenli kontroller çok önemlidir. Ayrıca bu çocuklar göz tembelliği, kırma kusurları, kornea problemleri ve katarakt gelişimi açısından da yakından izlenmelidir.

Katarakt ve Akıllı Mercek Cerrahisi

Katarakt nedir?

Katarakt, göz içinde bulunan ve normalde saydam olan doğal merceğin saydamlığını kaybetmesidir. Bu mercek, şekil olarak küçük bir mercimek tanesine benzetilebilir ve ışığın retina üzerine net şekilde odaklanmasına yardımcı olur.

Merceğin bulanıklaşmasıyla birlikte görme kalitesi azalır; hasta bulanık, puslu veya mat görmeye başlayabilir.

Katarakt en sık yaşlanmaya bağlı olarak gelişir. Yaş ilerledikçe göz merceğinin yapısı değişir ve mercek zamanla saydamlığını kaybedebilir.

Daha nadir olarak katarakt doğuştan bebeklerde görülebilir. Bunun dışında şeker hastalığı, üveit olarak bilinen göz içi iltihapları, uzun süreli kortizon kullanımı, göz travmaları, geçirilmiş göz ameliyatları ve bazı sistemik hastalıklar da katarakt gelişimine yol açabilir.

Kataraktın en sık belirtisi görmede bulanıklık ve görme kalitesinde azalmadır. Hem uzak hem yakın görme etkilenebilir; bazı hastalarda ise özellikle uzak görmede belirgin bozulma fark edilir.

Özellikle gece araç farları veya sokak lambaları çevresinde parlama, ışık saçılması ya da hale görülmesi katarakt hastalarında sık tarif edilen şikâyetlerdendir. Buna renkleri soluk görme, sık gözlük numarası değişimi ve okuma güçlüğü eşlik edebilir. İleri kataraktı olan olgularda merceğin şişmesine bağlı olarak göz içi basıncı yükselebilir ve nadiren göz ağrısı gelişebilir.

Katarakt tanısı göz doktoru tarafından yapılan ayrıntılı göz muayenesi ile konulur. Görme keskinliği değerlendirilir ve biyomikroskop adı verilen göz muayene mikroskobu ile göz merceği incelenir.

Muayene sırasında kataraktın tipi, yoğunluğu, görmeyi ne kadar etkilediği ve ameliyat gerekip gerekmediği değerlendirilir. Ayrıca retina, kornea ve göz tansiyonu gibi diğer göz yapıları da kontrol edilir.

Katarakt en sık ileri yaşlarda görülür ve çoğunlukla yaşlanmaya bağlı olarak gelişir. Ancak yalnızca yaşlılık hastalığı değildir.

Doğuştan bebeklerde, çocukluk çağında, travma sonrasında, şeker hastalığı olanlarda, kortizon kullananlarda veya bazı göz hastalıkları bulunan kişilerde daha erken yaşlarda da katarakt gelişebilir.

Katarakt gelişimi tamamen durdurulabilen bir süreç değildir; ancak bazı risk faktörlerinin azaltılması, kataraktın daha erken yaşta ortaya çıkma olasılığını azaltmaya yardımcı olabilir.

Ultraviyole ışığa uzun süre maruz kalmaktan korunmak, güneş gözlüğü kullanmak, sigaradan uzak durmak, şeker hastalığını iyi kontrol etmek ve gereksiz kortizon kullanımından kaçınmak bu açıdan önemlidir. Bununla birlikte katarakt belirgin görme azalmasına yol açtığında etkili tedavi cerrahidir.

Modern katarakt cerrahisi genellikle fakoemülsifikasyon, yani fako yöntemiyle yapılır. Bu yöntemde kornea kenarından küçük bir kesi oluşturulur ve doğal göz merceğinin ön kapsülünde kontrollü bir açıklık hazırlanır.

Ardından ultrason enerjisi kullanan fako cihazı ile bulanıklaşmış merceğin iç kısmı parçalanarak temizlenir. Merceğin kapsül adı verilen dış zarı korunur ve ameliyat sonunda bu kapsül içine yapay bir göz içi lens yerleştirilir.

Yerleştirilen lens standart tek odaklı bir lens olabileceği gibi, uygun hastalarda akıllı mercek olarak adlandırılan özel tasarımlı lenslerden biri de olabilir. Ameliyat çoğu zaman dikiş gerektirmeden tamamlanır.

Katarakt ameliyatı sonrasında ilk birkaç gün görmede bulanıklık, batma, sulanma veya ışık hassasiyeti olabilir. Görme genellikle günler içinde giderek artar ve netleşir.

İyileşme sürecinde damlaların düzenli kullanılması, gözü ovuşturmamak, hijyene dikkat etmek ve kontrol muayenelerine gelmek önemlidir. İyileşme hızı hastanın göz yapısına, kataraktın sertliğine ve ek göz hastalığı olup olmamasına göre değişebilir.

Katarakt tedavi edilmediğinde zamanla ilerleyebilir ve görme kalitesinde belirgin azalmaya yol açabilir. İleri evre kataraktlarda ameliyat teknik olarak daha zor hale gelebilir ve iyileşme süreci uzayabilir.

Bazı durumlarda kataraktın ilerlemesi göz içi basıncının yükselmesine neden olabilir. Bu nedenle görmeyi belirgin etkileyen veya göz sağlığı açısından risk oluşturan kataraktlarda cerrahi tedavi zamanında planlanmalıdır.

Akıllı Mercek

Akıllı mercek nedir?

Akıllı mercek, katarakt ameliyatı sırasında hastanın saydamlığını kaybetmiş doğal göz merceğinin çıkarılması ve yerine özel tasarımlı göz içi lens yerleştirilmesi işleminde kullanılan lensleri tanımlamak için halk arasında kullanılan bir ifadedir.

Bu mercekler, seçilen lens tipine göre uzak, yakın ve bilgisayar ekranı gibi orta mesafe görmeyi desteklemeyi hedefler. Amaç, hastanın günlük yaşamında gözlük ihtiyacını azaltmak ve farklı mesafelerde daha konforlu bir görüş sağlamaktır.

Akıllı mercekler, öncelikle kataraktı olan ve ameliyat sonrası farklı mesafelerde daha bağımsız görmeyi hedefleyen uygun hastalarda değerlendirilebilir.

Ayrıca kataraktı olmasa bile miyopi, hipermetropi, astigmat veya yaşa bağlı yakın görme problemi nedeniyle gözlük kullanan bazı hastalarda da göz içi lens cerrahisi bir seçenek olabilir. Ancak bu karar; hastanın yaşı, göz yapısı, kornea ve retina durumu, göz tansiyonu, mesleği ve görme beklentileri birlikte değerlendirilerek verilmelidir.

Standart göz içi lensler genellikle tek odaklıdır. Bu lenslerde çoğu zaman uzak görme hedeflenir ve hastalar ameliyat sonrasında yakın görme için gözlük kullanmaya ihtiyaç duyabilir.

Akıllı mercek olarak adlandırılan multifokal, trifokal veya EDOF lenslerde ise amaç, yalnızca uzak görmeyi değil, orta ve yakın mesafe görmeyi de desteklemektir. Bununla birlikte her lens tipi her hasta için uygun değildir; lens seçimi ayrıntılı göz muayenesi ve kişiye özel değerlendirme ile yapılmalıdır.

Akıllı mercek ameliyatı, temel olarak standart katarakt cerrahisi prensipleriyle yapılır. Fakoemülsifikasyon adı verilen modern katarakt cerrahisi yöntemiyle hastanın doğal merceği çıkarılır ve yerine hastanın göz yapısına uygun olarak seçilen özel göz içi lens yerleştirilir.

Astigmatı olan hastalarda torik lens planlanıyorsa, ameliyat öncesinde veya ameliyat sırasında özel işaretleme ve ölçüm yöntemleri gerekebilir. Ameliyat genellikle lokal anestezi ile, yani sadece gözün uyuşturulmasıyla gerçekleştirilir.

Akıllı mercek ameliyatının süresi hastanın kataraktının olup olmamasına, kataraktın sertlik derecesine, göz yapısına ve uygulanacak lens tipine göre değişebilir.

Genellikle kısa süren bir cerrahi işlem olmakla birlikte, ortalama ameliyat süresi yaklaşık 20-30 dakika civarındadır. Daha komplike gözlerde veya ileri katarakt olgularında süre uzayabilir.

Ameliyat sonrasında ilk birkaç gün görmede bulanıklık, ışık hassasiyeti veya hafif batma hissi olabilir. Görme genellikle günler içinde giderek netleşir; ancak tam adaptasyon süreci kullanılan mercek tipine ve hastanın göz yapısına göre değişebilir.

Bu dönemde damlaların düzenli kullanılması, gözün ovuşturulmaması ve kontrol muayenelerinin aksatılmaması önemlidir.

Akıllı mercekler temel olarak farklı tasarımlara sahip lens gruplarından oluşur. Trifokal lensler uzak, orta ve yakın mesafe görmeyi desteklemeyi hedeflerken; EDOF lensler, artırılmış odak derinliği sağlayarak özellikle uzak ve orta mesafe görmede yüksek kalite sunmayı amaçlar.

Yakın görme performansı, lensin tasarımına ve hastanın göz yapısına göre değişebilir. Bu nedenle hangi merceğin uygun olduğu; hastanın günlük yaşam alışkanlıkları, mesleği, gece araç kullanımı, okuma ihtiyacı, kornea ve retina durumu dikkate alınarak belirlenir.

Akıllı mercekler, katarakt ameliyatı olarak bilinen fako cerrahisi ile yerleştirildiği için bu cerrahiye ait genel riskler nadiren de olsa görülebilir. Enfeksiyon, göz içi basıncı değişiklikleri, inflamasyon, kornea ödemi, retina problemleri veya lens pozisyonuyla ilgili sorunlar bu riskler arasında sayılabilir.

Günümüzde modern katarakt cerrahisi gelişmiş teknolojiyle ve yüksek güvenlik standartlarıyla uygulanmaktadır; ancak her cerrahi işlemde olduğu gibi risk tamamen sıfır değildir. Ayrıca bazı hastalarda merceğin optik yapısına bağlı olarak gece ışıklarda kamaşma, parlama, halelenme veya kontrast hassasiyetinde değişiklikler görülebilir.

Akıllı merceklerin amacı, hastanın günlük yaşamda gözlük ihtiyacını mümkün olduğunca azaltmaktır. Uygun hasta ve doğru lens seçimiyle birçok hastada uzak, orta ve yakın mesafede gözlük bağımlılığı belirgin şekilde azalabilir.

Ancak “hiç gözlük kullanılmayacağı” garantisi vermek doğru değildir. Bazı hastalarda çok küçük yazıları okumak, düşük ışıkta yakın görmek veya uzun süreli detaylı çalışma yapmak için düşük numaralı yakın gözlük gerekebilir.

Yaşa bağlı yakın görme bozukluğu, yani presbiyopi, genellikle 40 yaş sonrasında doğal göz merceğinin odaklama yeteneğinin azalmasıyla ortaya çıkar. Akıllı mercekler, uygun hastalarda bu yakın görme ihtiyacına yönelik bir cerrahi seçenek olarak değerlendirilebilir.

Özellikle kataraktı olan veya göz içi lens cerrahisi için uygun bulunan hastalarda, seçilecek lens tipiyle yakın ve orta mesafe görmenin desteklenmesi hedeflenebilir. Uygunluk kararı ayrıntılı göz muayenesi sonrasında verilmelidir.

Ameliyat sonrasında hastaların verilen damlaları önerilen şekilde kullanmaları ve kontrol muayenelerine düzenli gelmeleri önemlidir. İlk günlerde göz ovuşturulmamalı, hijyene dikkat edilmeli ve hekimin önerdiği süre boyunca ağır aktivitelerden kaçınılmalıdır.

Hastalar çoğu zaman kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilir; ancak iyileşme süreci kişiden kişiye değişebilir. Ani görme azalması, şiddetli ağrı, belirgin kızarıklık veya yoğun akıntı gibi durumlarda gecikmeden hekime başvurulmalıdır.